Yemek paylaşmakla daha doğrusu sevgiyi paylaşmakla güzeldir. Bir dostla yenen soğan ekmeğin tadına hiç mi hiç doyulmaz. Gelin bilgimizi paylaşarak yaşamın tadına tat katalım.
9 Şubat 2024 Cuma
5 Ağustos 2022 Cuma
YEMEK NEDİR?
19 Kasım 2021 Cuma
21 Ekim 2021 Perşembe
4 Eylül 2021 Cumartesi
25 Ekim 2020 Pazar
22 Ekim 2020 Perşembe
#aşçılık, #Aşçı olmak, #aşçı derneği, #iyi aşçı, #aşçıbaşı,
20 Ekim 2020 Salı
PİŞİRME TEKNİKLERİ
Aşağıdaki listede özet olarak Ülkemizde kullanılan pişirme tekniklerini sınıflayıp, anlaşılmasını kolaylaştırmaya çalıştım.
Panoyu hazırlarken temel olarak pişirmeyi, bir gıdanın yenebilir bir halde mutfakta hazırlanıp sunulması işlemi olarak tanımladım. Gerçekten de genel bir kavram olarak yerinde gözüküyor.
Aşağıda sınıfladıktan sonra alt gruplarına girip daha detaylı pişirme tekniklerini yazmayı hedefliyorum. Bu COVİD-19 lu günlerde evde kalmaya bir neden oluyor. Tabii ki bilgisayarımda biriktirdiğim notlar fazla olduğundan uzunca bir tasnifleme sürem olacağı gibi görünüyor.
Bu tip sınıflamalar genelde yapılamadığından herkes gelişi güzel pişirmeyi yazmaktalar. Detaylara bakılmıyor. Bu soruna yardımcı olmak için hazırlamaktayım.
Bu bir ön çalışma olduğundan eğer eklenecek bir teknik ilave edilmesini isterseniz bana yazabilirsiniz.
gumustase@gmail.com
#pişirme, # pişirme teknikleri, #gurme, #yemek pişirmek, #aşçı
10 Nisan 2020 Cuma

6 Nisan 2020 Pazartesi
SOFRA

Sofrada saygı ve anane doğrultusunda
masada bulunan en yaşlı kişiye yemeğin başlaması için dua etmesi ve ilk lokmayı
alması istenir. Besmele ile oturulup, birlikte yapılan dua’dan sonra bereket
dileğiyle ilk lokma alınıp yendikten sonra yemek başlar. Kişiler önlerinde
kendileri için hazırlanmış kaşıklar alıp, yemeğe başlarlar. Yemekler sofraya
dizilirken çeşitlerine göre herkesin ulaşacağı şekilde katlanarak siniye veya
sofraya dizilmiştir. Ortasına ise dumanı üstünde tüten bir çorba tenceresi konur.
Üzerinde köpürtülmüş tereyağı ve kırmızı biberli sosu ise görüntüsüne renk
katmakta ve iştahları doruğa çıkarmaktadır. Çorbayı süslerken ona lezzet
katmasını aşçıdan çok benim annem biliyor
galiba.. Havalanan kaşıklar gelişi güzel, bu tencereye saldırmaz. Bir
düzen vardır. Herkesin eşit miktarda yemesine imkan vererek ve sanki sırayla
kaşıklar çorbaya çalınır. Mutfağımızın temelinde olan ekmek, kızartılmış ve
gevrek olarak getirilir. Herkesin müsaadesi ile bazen çorbaya doğranır. Demek
biz Fransızın "krutonunu" değil, onlar bizim kızartılmış ekmeğimizi almışlar
galiba... İtinayla sonuna gelen çorbanın dibi bitirilmez, bazen de az yiyen
için bırakılır ve onun da çorbadan yeteri kadar yemesi sağlanır. Herhalde
demokrasi dedikleri şey bu olsa... Sofradaki diğer yemekleri çerez yaparken
daima diğerlerinin de eşit şekilde alması için diğerlerinin paylarına
dokunulmaz. Bu yemek yiyişi, ahenkli ve hızlı gibi görülse de yavaş bir tempoda
gelişir. Geleneğimizde sofrada yemek, hızlı değil iş varken hızlı yenir. Demek
işe saygıda var...
Sofrada
konuşulmaz ve saygıda kusur olmaz. Çorba tenceresi evin sahibinin onayından
sonra kaldırılır ve ana yemek olan pilav ve üzerinde et getirilerek sofranın
ortasına konur. Demek ev sahibi olmak ta kolay değil. Servis düzenini kontrol
eden yabancıların “metrotel” dedikleri baş hizmetkar olmak ta gerekiyor. Sofranın
düzeninden de o sorumludur da.... Yemeğe
masanın en yaşlısı veya misafir ilk kaşığı atar. Diğerleri bir armoni içinde
onu takip eder. Kişiler ev sahibinin münasip bulduğu ve elinde olan en iyi
yemeklerle bezenmiş sofrada arzu ettiği yemekleri yer. Demek soframızda da
yemek seçiminde demokrası var. Herkes arzu ettiği kadar ve eşit bir miktarda yer
ve kaşıklarını önlerine alır. Yemek bitirmek gibi bir mecburiyet yoktur fakat
yeterli miktar konur ve bitirilmesi gerekir. Yetmez ise de hemen yedek
takviyesi vardır. Mutfakta ki bacımız bir yabancıların dediği cheff’in en
güzelini kendisi yapmaktadır. Çünkü bir gözü ki odaya giremez ama hizmet veren
gençlere sorarak o sofranın nabzını tutar. Hatta sevilmeyen yemekleri alır ve
sevilen yemekleri bollaştırır. Misafiri mutlu etmesini iyi bilir.
Yemeğin
bolluğu ve lezzetinden ev sahibi ve sahibesine yapılan latife ve teşekkürler
sonunda, yiyeceği olmayanlara da bu sofra bereketi dilenir. Bu arada yemek
sonrası siestasi için pardon, yemek sonrası iştahi kolaylaştırmak için itinayla
yapılmış köpüklü kahvemiz, narin fincanlarda önümüze gelir. Nedir o tat. Güzel
kokular içinde kahvenin hası. Misafirler yemek yerken ocağın kenarında kavrulan
ve soğutulan yeşil kahve taneciklerinin sabırla ve elde öğütülmesi veya
dövülmesiyle ve de ocağın kenarındaki kül ateşinde pişirilmiştir. Kahve mutlaka
habeşıstandan (şimdiki Etopya) gelecektir. Belirtilen kahve türü arabikadır.
Kafein bakımından en hafifi ve tat bakımından en üstünüdür. Hakikatten de
şimdiki piyasada bulunan ve mantar gibi çoğalan kahveci dükkanlarındaki kötü
robusta kahvelerine, kahve diyenlere karşı gelir gibi bir şikimperver (gurme)
edasıya yudumlar ve günün yorgunluğunu üzerinden atar.
Sizlere yukarıda bir Türk evinde
geleneksel bir misafir için uygulanan yemek faslını anlatmaya çalıştım. Tabii
ki Anadoluda daha bir çok kültür var bizimle özdeşmiş ve ortak kültür içinde birlikte
yaşamaktayız. Onların yemek kültürü de bundan çok fark içermez. Çünkü
Anadolunun miafirperver olma geleneği Batı Roma İmparatorluğu ve MS. İlk
yüzyılından kalmadır. Yine geleneklerimize tarihler girmeye başladı. Bu kadar
eski ve tarihi bir kültüre sahip olmak, benim mutfağımı da farklı kılacaktır.
Osmanlı İmparatorluğunun ilk yıllarında bizanstan özenti, mutfakta şıklığa yer
verilsede Fatih sultan mehmetin son zamanından itibaren özenti kaldırılmış ve
yalınlaştırılmıştır. Bunun içinde kanunlar çıkmıştır. Yabancı seyyahlarında
yazdıkları gibi sadelik esastır. Bu tarz lale devrine kadar devam eder. Sonra
Avrupadan getirilen aşçılar ve mutfak gereçleri ile dolmabahce ve yıldız saraylarında verilen
yemeklerde ihtişama ön çıkmaya başlamıştır. Altın kaplama ve porselen tabaklar,
gümüş servis setleri, kristal bardaklar eksik değildir. Bu yenilikler saray
çevresinde kalmıştır. Bu gelenek ise gastronomide batmakta olan
imparatorluklarda görülen müzmin hastalıktır. Refah bol, söylenecek çok ve
büyüklük taslamak ise bir marifettir sanki. Bu dönem ise mutfağın en yüce
olduğu noktadır. Paşa ve beyler büyük paralar vererek muhteşem şölenler
verirler. Bu sektörün aşçı ve servis elemanları da bu dönemde zengin olma
ihtimalleri yüksektir. Küçük bir açıklamaydı...
Size Dünyanın
üç ana temel mutfağını anlatmak istiyorum. Bunlardan uzakdoğu kültürünün temel
mutfağı olan ÇİN MUTFAĞI., Akdeniz havzasında ise imparatorluklar yaşamış
OSMANLI MUTFAĞI ve Avrupa Mutfağının temeli olan İTALYAN MUTFAĞIdır. Çin Mutfağı gelişerek kendini JAPON
MUTFAĞINda doruğa çıkarırken, İtalyan Mutfağıda gelişerek FRANSIZ MUTFAĞInıda
doruk noktaya çıkarmıştır. Ne hikmetse, I. Ve II. Dünya savaşları sonrasında
parçalanmakta olan Osmanlı İmparatorluğundan yeniden doğan Türkiye ise kendini
toplamak ve savaşlarla savaşmaktan mutfağına özen göstermemiştir. Ama yukarıda
anlattığım yemek kültürüne haiz bacı ve abilerim bugünlere aktarmışlardır.
Bizde bu kültüre sahip çıkmalı ve bunu yeni nesillere aktarmamız gereklidir.












